Ama ben sıkılmak istemiyorum ki?
-Anne canım sıkıldı
-Evcilik oynayalım mı?
-Hayır, ben itfaiyecilik oynamak istiyorum.
-Alo bir yangını haber vermek istiyorum.
-Baba canım sıkıldı. -Top mu oynamak istersin yoksa resim mi yapalım? -Bilmiyorum ama canım sıkılıyor. -Ne yapsak ki?
-Anne canım sıkıldı? -Bir bak bakalım ne yapabilirsin? -Bilmiyorum canım sıkılıyor. -Sıkılabilirsin, şöyle bir etrafına bakın bakalım yapabileceğin neler var. -Ama ben sıkılmak istemiyorum.

Günümüzde çocuklarımızdan ne kadar çok duyuyoruz “sıkıldım” lafını. Oysaki bizler çocukluğumuzda oyuncağımız olsa da olmasa da kendimizce oyunlar kurar, saatlerce oynardık. Anne, babalarımız işe gider, annemiz çalışmıyorsa da illa evde yapılacak işler olur, biz de kendi oyunlarımızla baş başa kalırdık. Mahallede çubuklardan atlar yapıp yolculuklara çıkar, evin içinde yeri gelir evcilik oynar yeri gelir işe gidip hastalarını muayene eden doktor olurduk. Ama sabah uyanmışız akşam ne zaman olmuş anlamaz, sıkılmaya fırsat bulamazdık.
Günümüzde daha fazla ebeveyn çalışma hayatında, çocuklar ise kreş ve anaokullarında günlerini yapılandırılmış programlarla geçiriyorlar. Bu durum ebeveynlerin çocuklarıyla bir arada oldukları her anı, onları her an mutlu etmeliymiş gibi davranmalarına sebep oluyor. Dolayısıyla çocukların her istekleri yerine getiriliyor. Ebeveynler iyi birer rehber olmak yerine, çocukları sıkılmasın diye, seveceklerini düşündükleri her türlü şeyi yapmaya hazır birer oyuncak haline geliyor. Çocuğum sıkılmasın yeni oyuncak istiyor alayım, çocuğum sıkılmasın etkinlik kitabı alıp başka ne yapabilirim bakayım, çocuğum sıkılmasın hadi o zaman oyun alanına gidelim… Çocuklarımız sıkılmasın diye her türlü alanı yapılandırıp ortasına da onları yerleştiriyoruz. Tüm bunları onlar sıkılmasın diye yapıyoruz ancak onun bulunduğu anı ve durumu kendi hayal dünyasıyla yaratmasına, kendi çözümlerini üretmesine fırsat tanımıyoruz. Ev oyuncakçı dükkanına döndü lafını ebeveynlerden duyarız ama nedense asla almaktan vazgeçmezler. Çok kısa zamanlarda vazgeçilen bu oyuncakların çocukların hayal dünyasını genişlettiği de pek söylenemez.
Çocuğun her anını yapılandırmak ne derece anlamlı? Sandi Mann, can sıkıntısı sayesinde insanların merak duygusunun, hayal gücünün ve yaratıcı özelliklerinin geliştiğine inandığını, bu nedenle can sıkıntısından korkmamak gerektiğini belirtiyor. Oysa biz çocuklarımızın canı sıkılmasın diye bin bir yöntem geliştirip onların tek başlarına bir şeyler üretebilmelerine istemeden de olsa engel oluyoruz.
Bertrand Russell “Mutlu Olma Sanatı” isimli kitabında can sıkıntısı ile ilgili şöyle demekte: “Hayal gücü ve can sıkıntısıyla baş etme hali erken yaşta geliştirilmelidir. Çok fazla yer değiştirme, çok fazla müdahale çocuklar için iyi değildir. Bu durum büyüdüklerinde, günlük hayata sabırla katlanmak konusunda onları acizleştirir.”

Canları sıkılmasın diye her türlü yapılandırılmış ortamı çocuklarımıza sunan bizler onların yaşamlarından çekildiğimizde, yaşadıkları yalnızlık, ne yapacağını bilememe duygusu sorun olmaya başlayacak. Bırakalım ki çocuklarımız erken yaşta can sıkıntısıyla baş etmeyi öğrensinler, böylelikle can sıkıntısı anlarında merak etmeyi, yaratmayı, başladıkları bir oyunu daha uzun sürdürmeyi keşfederler.
